Google
Yaşar'ın Blog Sayfasına Hoşgeldiniz

.....YASAR32 BLOGA HOŞGELDİNİZ.....






Sayfalar

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Diğer Sayfalar

» YASAR32

» YASAR ISPARTA

» KOÜ

» DPÜ



Ziyaretçi Defteri




Sayaç





MP3 Box








------> MEMURLAR <------


Kamu Personeli ile ilgili içerik (Haberler, Mevzuatlar, yorumlar v.b)


Kamu Personeli Adayları ile ilgili içerik.( İlanlar, Sınav Duyuruları, Sınav Soruları v.b)




ACELE KARAR VERMEYİN...

              Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü...

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış…

"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...

İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.
"Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var…"

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden "Bu herif sahiden geri zekâlı" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler.

"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.

"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun ortaya çıktı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen
oracıkta olduğunu görürsünüz."


Tarih: 10:45, 26/4/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Tuz Gölü Gerçeği :(

Aşağıdaki bilgiler maalesef doğru...
Sonra ' Türkiye neden kanserden kırılıyor..' diye soruyoruz..!?

Tuz Gölü, Van Gölü'nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük gölüdür...
Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü'nün genişliği 48 kilometreyi bulur...

Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür...

Dünyanın en tuzlu göllerinden biridir...
Litresinde 329 gram gibi çok yüksek Oranda tuz ihtiva  etmektedir...
Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla
kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur...

Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye'nin gereksinimi olan tuzun büyük

bölümünü karşılamaktadır...
Türkiye'nin  oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ
bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür...

Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan gölün tabanında,

kalınlığı yer yer 30 cm.' i bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır...

Tuz Gölü'nün en derin yeri sadece  2 m.'dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece

santimetrelerle ölçülebilmektedir...

Göle dökülen en önemli akarsular? Peçenekozu Deresi ile  Melendiz Çayıdir.
Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor. Coğrafya bilgilerine girmemiş acı
gerçek ise sudur:
-Tuz gölüne dökülen en büyük akarsu Konya' nin şehir kanalizasyonudur...

Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu  doğrultu  üzerinden maalesef herhangi

bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan   Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır...

Bir milyonu geçen şehir nüfusunun sanayi artıklarını  da taşıyan şehir kanalizasyonu

bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri  dönmektedir...

Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına  fırsat vermemek  için her sorumlu

vatandasın üzerine düsen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı

ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim...

Yoksa hepimizin yemeğinde Konya'lıların katkısı olmaya devam edecek...

Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN
PAMUKKALE UNIVERSITESI
FEN-EDEBIYAT FAK. BIYOLOJI BOL. 20017 DENIZLI


Tarih: 15:34, 30/3/2006
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Klavye Kısa Yolları

Klavye Bilgisi ve Kısayol Tuşları

Bilgisayarınızda en temel araç klavyedir. Çünkü klavyenizdeki herhangi bir sorunun basit bir çözümü olsa da siz bu çözümü bilmiyorsanız, elinizdeki son model bilgisayar bile hiçbir işe yaramaz. Mouse olmadan, klavye ile birçok işleminizi gerçekleştirmeniz mümkün ancak bunlar birçok tuş kombinasyonu ile gerçekleşmektedir. Birçok bilgisayar kullanıcısı bırakın bu tuş kombinasyonlarını, klavye üzerinde bulunan birçok tuşu kullanmıyor. Bu tuşların en başında yukarıda resimde gördüğünüz gibi F1, F2 ... diye sıralanan tuş grubudur. Bunları hemen sağ tarafındaki print screen (psc), scroll look (slk)... tuşları takip eder. Elbette bunların hepsini bilmemiz bile işlerin yolunda gideceği manasına gelmez. Eğer bölgesel dil ve seçenekler ayarını bilmiyorsak, ekranda Türkçe karakterler yerine belki Rusça, belki Japonca harfler çıkacaktır. Bu derste klavye ile ilgili birçok konuya değineceğiz. İlk olarak klavye üzerindeki birçoğunun bilmediği tuşları tanıyarak başlayalım

Esc

Geçerli bir görevi iptal etme

F1

---

F2

Seçili bir dosyaya yeniden isimlendirme

F3

Dosya ve klasör arama

F4

Bilgisayarım veya Windows Gezgini içinde, Adres çubuğu listesini görüntüleme.

F5

Etkin pencereyi yenileme.

F6

Pencere içindeki veya masaüstündeki ekran öğeleri arasında, başlatıldıkları sıraya göre geçiş yapma.

F7

---

F8

---

F9

---

F10

Etkin programın menü çubuğunu etkinleştirme.

F11

Ekrandaki pencerede bulunan araç çubuklarını temizler.

F12

---

Print Screen

Saklamak istediğiniz bir ekranı bu tuşla yakalıyorsunuz.

Scroll Lock

---

Pause Break

---

Insert

---

Delete

Dosyaları siler veya metinleri sağdan sola doğru siler.

Home

Bir sitenin en baştaki görüntüsünü pencereye getirir.

End

Bir sitenin en sondaki görüntüsünü pencereye getirir.

Page Up

Mouse ile yukarı kaydırmanın yaptığı görev.

Page Down

Mouse ile aşağı kaydırmanın yaptığı görev.

Num Lock

Sağ taraftaki numaraların kilitlenmesini sağlar.

Tab

---

Caps Lock

Metine büyük harfle başlamanı sağlar.

Windows

Başlat menüsünü açar.

Alt(Alternate)

Ctrl tuşuna benzer. Tuşlara dördüncü bir görev vermek için kullanılır. Genel bir anlamı yoktur.

Shift

Büyük harf yada tuşun başka bir işlevini kullanma özelliği sağlar.

Ctrl(Control)

---

Yukarıda bulunan açıklamalar tuşların sadece bir özelliğini anlatıyor. Ancak bu özellikler dışında, yukarıda da belirttiğimiz gibi yüzlerce tuş kombinasyonları ile yeni işlevler kazanıyor. Bunları bir çırpıda ezberlememiz elbette mümkün değil. Ancak bunları kullanmaya kendimizi alıştırdığımız takdirde çok büyük bir pratiklik kazanacağımızda şüphesiz... Şimdide çok işe yarayan bazı kısayol tuşlarını anlatalım.
ÖNEMLİ NOT: PC tipi bilgisayarlarda, klavyede bir tuşa bastığınızda, klavye bu tuşa karşılık gelen karakteri bilgisayara göndermez. Tek yaptığı, klavyenin hangi tuşuna basıldığına ( örneğin, üçüncü sıranın soldan dördüncü tuşu gibi ) ilişkin bir bilgi göndermektedir. ( Teknik ağızla: Scan Code ) Bu tuşun ne anlama geleceğine, o sırada çalışmakta olan program karar verir. Zaten klavyeyi Türkçeleştirme( yada Japoncalaştırma ) programları bu mantıkla çalışmaktadır.
 

Ctrl + Z

Geri alma

Crtl + X

Kesme

Ctrl + C

Kopyalama

Ctrl + V

Yapıştırma

Ctrl + A

Tüm nesneyi seçme

Shift + Delete

Geri dönüşümü olmaksızın silme

Alt + Enter

Dosyanın özelliklerini açma

Alt + F4

Pencereyi kapatma (bil. kapatma)

Alt + Tab

Programlar arasında geçiş

Ctrl + Alt + Del

Görev yöneticisini açma

Windows + D

Masaüstünü gösterme

Klavye ile ilgili ana konular bunlardır. Bunların dışında kalan konular ise engelli insanların bilgisayarı kullanması için gerekli olan durumlardır. Bunların üzerinde durmayacağız. Bunun dışında işimize yarayacak bir püf noktasına değinmeden geçemeyeceğim. Herhangi bir programa kısayol tuşu atanabilir mi? Evet, atanabilir. Bunun için yapmamız gereken adımlar şunlardır.

- Öncelikle başlat menüsünden bir program seçiyorum.Seçmek istediğim program Word olsun...

-Word programının üzerine mouse getirip, sağ tıklıyoruz. Çıkan sekmelerinden Özellikleri seçeceğiz.

-Karşımıza çıkan Özellikler penceresinde, Kısayol Tuşu yazan bölümde büyük bir ihtimalle “Yok” yazacaktır. İşte bu bölüme bir kez tıkladıktan sonra atamak istediğimiz tuş kombinasyonunu yazıyoruz.

Ben Ctrl + 1 tuş kombinasyonu kullandım. Belki aklınıza şu soru gelebilir. Neden karışık bir tuş atadık da, onun yerine a,b,c... gibi tek bir harf atamadık. Bunun sebebi çok basit. Mesela Tuşu “a” olarak atadınız. Klavyede her “a” tuşuna bastığınızda Word dosyası veya atadığınız program açılacaktır. O yüzden çok nadir kullanabileceğiniz bir tuş kombinasyonu seçerseniz ilerde buna benzer bir problem yaşamazsınız.

Ayrıca yukarıdaki resimde “Çalıştır” bölümünde listeleme tuşuna bastığımızda “Normal Pencere”, “Tam Ekran”, “Simge Durumuna Küçültülmüş” diye 3 özellik çıkacaktır. Bunlar o program açılırken ne şekilde açılacağını göstermektedir. Buda sizin isteğinize kalmış bir ayardır.

NOT: Programın kısayolu hızlı başlatta ise ve siz oradan kısayol tuşu atamak isterseniz, kısayol tuşu atasanız bile çalışmaz.

Kısayol konusuna girmişken, herhangi bir dosyanın kısayolundanda bahsedelim. Birçoğumuz ödevleri mizi eğer word, powerpoint veya excel de hazırlarken, hazırladığımız dosyayı belgelerime yada herhangi bir yere kaydediyoruz. O ödevle devamlı alakadar olduğumuzdan, ödev dosyasını masaüstüne kısayol olarak gösteriyoruz. Ödev ile işimiz bittikten sonra diskete, usb ye yada herhangi bir yığın depolamaya; eğer masaüstündeki “ödev” kısayolunu diskete atarsak, disketi bir başka yerde açtığımız zaman dosya açılmaz. Bu konu çok dikkat edilmesi gereken bir konu !..


Tarih: 13:34, 21/3/2006 Kategori: Bilgisayar
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

SON KALE ÇANAKKALE

ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

 

Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların, yükleniyor dördü beşi

 

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...

O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

 

Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...

Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

 

Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

 

"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

 

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;

 

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

 

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

 

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

 

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin'i,

 

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki islamı kuşatmış, doğuyorken hüsran,

 

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

 

Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

 

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

                                                          MEHMET AKİF ERSOY

 

                                                                RUHLARI ŞAD OLSUN...

 

 


Tarih: 12:46, 18/3/2006 Kategori: Genel
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Babam seyrediyor!

 

Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-te-fek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir turlu maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.

Liseye girdiğinde sınıfının yine en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti-, bununla birlikte, eğer istemezse oynamaya-bileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından biri olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası ise her zamanki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.

Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini Kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emindiyse de, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini, çünkü her idmana yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi.

Üniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi: "Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?" Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve "Bu hafta dinlen evlat" dedi, "Cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme."

Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.

Hocasının yanına giden genç "Lütfen izin verin oynayayım" dedi. "Bugün oynamak zorundayım." Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımının en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu: "Pekala, oyuna girebilirsin."

Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takımın oyuncuları onu durduramıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu. Seyirciler tribünleri terk ettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğunu far-ketti. Yanına gidip "Evlat, inanamıyorum. Bugün bir harikaydın" dedi. "Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana!"

Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi:

"Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?" Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: "Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim!"


Tarih: 18:00, 15/3/2006 Kategori: Genel
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->